Karadeniz İlleri

Çayeli

Çayeli İlçesi Rize İl merkezi ve komşu ilçelerle karayolu bağlantısına sahiptir. İl merkezine 18 komşu ilçelerden Pazar’a 19 Hemşin’e 37 Çamlıhemşin’e 51 İkizdere’ye 72 ve Güneysu’ya 22 km mesafededir

İlçemizden İl Merkezine her 15 dakikada bir halk otobüsü ile 90 minibüslük kooperatif ile sürekli ulaşım mevcuttur. Komşu ilçelerden Pazar’a Rize-Pazar Ardeşen Fındıklı Hopa gibi aynı güzergahı kullanan dolmuşlarla ulaşım mümkündür diğer komşu ilçeler olan Hemşin Çamlıhemşin İkizdere ve Güneysu’ya direkt ulaşım söz konusu değildir.

TURİZM KAYNAKLARI
Çayeli’nin her yanı eşsiz güzelliklerle doludur. Zaman zaman hırçınlaşan denizdeki dalgaların oluşturduğu bembeyaz köpüklerin girdabında uçuşan martıların sesleri ile kıyıya vuran dalgaların uğultusu birbirini tamamlar. Kıyıya paralel dağları bölerek denizlere ulaşan derelerin oluşturduğu küçüklü-büyüklü çağlayanların hepsi görülmeye değer özelliklere sahiptir. Bu güzelliğin içinde “Ağaran” şelalesi ve Çataldere şelalesi gerek düşüş yükseklikleri gerekse ilkbaharda suların kabarmasıyla oluşturdukları görünümle birer doğa harikasıdırlar. İlçe merkezine 7 Km uzaklıktaki Kuspa 6 Km uzaklıktaki Musadağı ve 20 Km uzaklıktaki Malipos tepeleri piknik yapmak için uyumlu ve güzel bir üçlü oluşturmaktadır. Sahilde denize girilebilecek alan olarak Kanlidere Mevkiinde 150-200 metre uzunluğunda doğal kumsal bulunmaktadır.

TARİHİ KEMER VE KOPRÜLER:
Çayeli. Yeşiltepe Köyü (Tolenis-Kestanelik) Köprüsü: Tahmini 100 sene önce Uzundere Köyünden Kalyoncu Hacı Sabit ve Ahmet Efendiler tarafından hayır için yaptırılmıştır. Köprünün ustası Pazar Apso Köyündendir. Köprünün yapımına 106 lira harcanmıştır. Tahmini 15 metre yüksekliği 30 metre ayak genişliği vardır.
Uzundere Köprüsü: Yenice Köyünden Kaçar Mahmut Efendi öncülüğünde halkın yardımları ile yaptırılmıştır. Tahmini 60 sene önce Pazar Apso Köyünden Purputoğlu Ali Usta tarafından yapılmıştır. Yeşiltepe Köprüsünden biraz daha küçüktür.
Şairler (Marvaya) Köprüsü: 1946 Yılında Ahmet SARIÇAM usta tarafından yapılmıştır. Masrafını halk karşılamıştır. Tahmini yüksekliği 7 metre iki ayak arası 18 metredir. Köprünün üzerinde yapılış tarihini gösteren son konulmuş bir mermer tabela bulunmaktadır.
Seslidere Köprüsü: Kaptanpaşa yolu üzerinde Seslidere Köyü yol kavşağında ve eski yaya yolu üzerinde bulunmaktadır. O yöre sakinlerinden Süleyman Hesapoğlu’nun rivayetine göre köprü tahmini 45-50 sene önce yapılmıştır. Köprüyü İncesırt Köyünden Kireçli Hasan Dayı kendi hayrına yaptırmış olduğu ancak ustasının bilinmediği söylenmektedir. Yüksekliği 6 metre ayak genişliği 10 metredir.
Yamaç (Ehteni) Köprüsü: Ehteni Köprüsü tahminen 90 yıl önce yapılmıştır. Ustaları Pazar Apso Köyündendir. Halen sarmaşık kaplıdır. Yüksekliği 6 metre ayak genişliği 12 metredir.
Sırt Köyü Çakırlı Köprüsü: Tahmini 80 sene önce yapılmıştır Bunun ustası da Apso Köyündendir. Halk tarafından yaptırılmıştır. 8 metre yüksekliği 12 metre ayak genişliği vardır.
Aşıklar Deresi Yanıkdağ Köprüsü: Yörede Usta Ömer veya Ayı Ömer Köprüsü diye anılır. Halk taralından yaptırılmıştır. Ustası bilinmemektedir. 1940 yıllarında yapıldığı tahmin edilmektedir. Yüksekliği 7 metre ayak genişliği 20 metredir.
Çataklıhoca Çıkarun Köprüsü: Yanıkdağ’Iı usta Ahmet Sarıçam tarafından yapılmıştır. 1949 yılında yapıldığı üzerine kazınmıştır; Tahmini yüksekliği 8 metre ayak genişliği 14 metredir. Köprü halen arızalıdır. Yıkılmaya yüz tutmuştur. Kullanılan taşların kalitesizliği buzdan etkilenmiş olması köprünün sakatlanmasına sebep olmuştur.

YAYLACILIK
İlçemizde yaylacılık genelde İlkbaharın ortalarında başlar. Özellikle Yaz aylarında yoğunlaşır. Bunun sebebi yaylaların ot biçme zamanı olmasıdır. Çoluk-çocuk herkesin yaylalara döküldüğü aylarda geziler düzenlenir. “Vartevor” adıyla şenlikler yapılır. Bu şenliklerde atma türküler atılır oyunlar oynanır; yaylacılar bir taraftan geçimini bu yaylalardan sağlarken bir taraftan da bu tür şenliklerle eğlenip rahatlarlar. Kaçkar Dağlarının uzantılarına yaslanan Karos Tahpur Marbodom Gundeğun Ambarlı ve Zergistal yaylalarının her birinin ayrı bir özelliği bulunmaktadır. Yörenin en yüksek tepesi olan Verçenik’i ve tüm Kaçkarları bölgenin Tahpur Yaylasından daha iyi izlenebilecek başka bir noktası yoktur. Ayrıca Karos Tepesinden güneşin batışını ve bulutların vadiler içindeki şekillenişini Anbarlı Yaylasından Gelin Kayasını seyretmenin doyumuna ulaşmanın tarifi mümkün değildir.

EKONOMİK KAYNAKLAR
İlçemizde muhtelif kapasitelerde 12 adet özel sektöre ait çay fabrikası tesis edilmiştir. Bunun yanında Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğüne ait 5 adet yaş çay işleme fabrikası mevcuttur. İlçemizde Korusan adı altında 1978 yılında 100 ortağı yurtdışında geçici işçi olarak çalışan kişilerden olmak üzere 289 ortaklı Orman ürünleri Sayı ve Ticaret A.Ş. kurulmuş olup ahşap yapı elemanları ve mobilya üretimi yapılmakta olup özel talepler de karşılanmaktadır. 1983 yılı Nisan ayında Çayeli Bakır İşletmeleri A.Ş. kurulmuştur. Türk yabancı ortaklığında %51 Türk %49 yabancı hissesi mevcuttur. Proje ortaklarının hisseleri şu şekildedir: Metal Mınıng Cord Kanada %48 Metalgesel Schaft Ag Almanya%1 Etibank Tr. %45 Gama Endüstri Tesisleri A.Ş. Türkiye %5 Gama Sın. Zirai Paz.A.Ş. Türkiye %1 dir.

Yazar : Yönetici | Tarih : 31 March 2010 | Rize | Yorum Yok
Tags: , ,

Ordu Boztepe


Ordu şehri’nin yamaçlarına serildiği Boztepe, denizden 450 metre yüksekliktedir. Ordu’nun tüm güzelliklerini, ancak buradan görme olanağı vardır. Boztepe’den bakıldığı zaman göklerle kucaklaştığı sanılan ve mavi bir atlas gibi serilen enginler derinleştikçe daha sakin ve hareketsiz görülür. Yöresine hakim olan Boztepe, durgun denizin bitim noktasından başlıyarak büyük vadilerle ayrılan haşin görünüşlü tepeleri engelsiz olarak görüş ufkuna açar. Dikilen çam ağaçları büyümeğe başlamış ve Boztepe’yi sevilen bir mesire yeri haline getirmeğe başlamıştır.

Yazar : Yönetici | Tarih : | Ordu | Yorum Yok
Tags: ,

Amasya Emin Efendi Konakları

Emin Efendi Butik Otel ve Restaurant, 7500 yılı aşan bir tarihe sahip, Perslerden Helenistik Çağa, Bizanslılardan Selçuklulara ve Osmanlılara bir çok uygarlığa ait değerlerle bezenmiş tabiat ve tarihin iç içe geçtiği, Amasya şehrinde sizi büyülü bir yolculuğa davet ediyor.

21 odalı Butik Otel , tarihi Osmanlı Konaklarının restore edilmiş hali. Her odada banyo, mini bar, TV, klima, kablosuz internet bağlantısı ve 24 saat sıcak su bulunuyor. Bunlara ilaveten sizlere Yeşilırmak ve Amasya Dağının eteklerinde bulunan kral kaya mezarları manzaralarını sunuyor.

Geleneksel Osmanlı mimarisiyle dekore edilmiş restaurantı ise yerel şaraplar eşliğinde servis edilen tarihi Osmanlı mutfağından oluşan zengin bir menüye sahip.

İletişim
Emin Efendi Konakları
Hatuniye Mahallesi Hazeranlar Sokak No.66 Amasya
Tel: +90 358 2130033 – 2126200 – 2126622

Yazar : Yönetici | Tarih : 25 March 2010 | Amasya | Yorum Yok
Tags: , , ,

Atmaca Tutkusu

Atmaca Tutkusu

Bölge insanının atmacaya olan aşırı bağımlılığı ve yürekten vurgun olmasından dolayı da birçok türkülere ve manilere konu olmuştur. Bunlardan bazıları bölge insanının gerçek duygularını yansıtırken bazıları da bölge insanını hiç tanımayan, buradaki insanların atmacayı nasıl sevdiklerini bilmeden onu öldürüp yediklerini ima etmektedir. Oysa atmacayı yemek şöyle dursun atmacayı öldürenler bile lanetlenerek toplum dışına itilir. Atmacaları öldüğünde insanların günlerce ağladıkları sıkça anlatılmaktadır.

Bölge insanını böylesine etkileyen bu sevginin nedeni pek anlaşılır gibi değildir. Bu işle meşgul olanların ne tuttukları atmaca nede avladıkları bıldırcın harcadıkları eforun ve ettikleri masrafın karşılığıdır. Ama nedendir bilinmez Ağustos ayı geldiğinde insanlar çalıştıkları fabrikalardan ücretsiz izne ayrılarak yarı aç yarı tok dağlarda bu kuşun peşinde gezerler. Bir kültürün, bir geleneğin yaşatılması çok güzeldir. Fakat bu kültürü yaşatırken başka bir canlının hayatını ve neslini tehlikeye düşürmek insan yüreği taşıyanların hoş görebileceği bir şey değildir.

Atmaca küçük yırtıcı kuşlar gurubundan bir göçmen bir kuştur. Kertenkele, yılan, kurbağa, fare ve küçük kuşları avlayarak beslenir. Yeryüzünde avını ondan daha ustaca yakalayabilen bir yaratık daha yoktur. Avını yakalarken gösterdiği üstün performans ve atikliği görmeden tahmin yürütmek mümkün değildir.

Bir ok gibi fırlar ani bir hareketle avını pençeleriyle yakalar. Ağırlığı 180-300 gram civarındadır. İlim dilinde adı Accipiter Nisus’tur. Erkeği dişisinden küçüktür. Avda genellikle daha güçlü ve dayanıklı olduğu için dişi atmacalar kullanılır.
Atmacanın erkeğine “Mamulitsa”, bir yaşından büyük olanlara da “Tüylek” denir. Avcılık için, insana alışmaları ve eğitilmeleri daha kolay olduğundan tutuldukları senenin yavruları yani bir yaşını doldurmamış olanlar genellikle tercih edilmektedir. İyi huylu atmacalar saklanıp bir sonraki sezonda avda kullanıldığı gibi, ender olsa da doğada kalmış bir yaşından büyük atmacalarla da (Hava Tüyleği) avcılık yapılmaktadır.

Atmaca, Avrupa, Asya ve Afrika’nın ormanlık bölgelerinde yaşar. Ağustos ayından başlamak üzere Ekim ayının sonuna kadar kuzeyden güneye ve kışı güneyde geçirdikten sonra da Nisan Haziran aylarında da güneyden kuzeye göç etmektedir.

Edinilen bilgilere göre, Atmacalar sonbahar göçünde Orta Avrupa, Orta Rusya ve güney batı Asya ormanlıklarından güneye doğru göç ederler. Bu göçler esnasında iki yoldan ülkemizin doğu ve batı sınırlarına yakın bir yol takip ederler. Birinci göç yolları; Alplerden başlamak üzere Adriyatik sahilleri, Yunanistan, Doğu Trakya ve İsİstanbul boğazını takiben güneye iner. İkinci yol ise, Orta Rusya’dan başlamak üzere Kafkas dağlarının batı yamaçlarını takiben Karadeniz kıyılarından Doğu Karadeniz dağlarını geçerek güneye inerler.

Ülkemizde Atmacacılık olarak bilinen atmaca ile avcılık; Rize’nin Çayeli, Pazar, Ardeşen, Fındıklı ve Artvin’in Arhavi, Hopa, Kemalpaşa ilçelerinde yapılmaktadır. Bu yerleşim yerlerine mensup olup ta batıya göç edenler bulundukları yerlerde uygun ortam buldukları; İstanbul, Kocaeli, Sinop, Samsun gibi yerlerde de bu ata sporu yapılmaktadır.

Edinilen bilgilere göre, Atmacalar sonbahar göçünde Orta Avrupa, Orta Rusya ve güney batı Asya ormanlıklarından güneye doğru göç ederler. Bu göçler esnasında iki yoldan ülkemizin doğu ve batı sınırlarına yakın bir yol takip ederler. Birinci göç yolları; Alplerden başlamak üzere Adriyatik sahilleri, Yunanistan, Doğu Trakya ve İstanbul boğazını takiben güneye iner. İkinci yol ise, Orta Rusya’dan başlamak üzere Kafkas dağlarının batı yamaçlarını takiben Karadeniz kıyılarından Doğu Karadeniz dağlarını geçerek güneye inerler.

Ülkemizde Atmacacılık olarak bilinen atmaca ile avcılık; Rize’nin Çayeli, Pazar, Ardeşen, Fındıklı ve Artvin’in Arhavi, Hopa, Kemalpaşa ilçelerinde yapılmaktadır. Bu yerleşim yerlerine mensup olup ta batıya göç edenler bulundukları yerlerde uygun ortam buldukları; İstanbul, Kocaeli, Sinop, Samsun gibi yerlerde de bu ata sporu yapılmaktadır.

Atmacacılık birbirini izleyen bir avlar zinciridir. Nihai hedefi yırtıcı bir kuş olan atmacanın içgüdüsel eğilimlerinden faydalanarak bıldırcın avlama yöntemini içerir.

Atmacacılığın ilk aşaması, çekirge (Mkholi) veya danaburnu (Gvapha) yakalamakla başlar. Daha sonra sırasıyla; Ğvapha ile Ciceğeni/öaço, Ciceğeni ile Atmaca (Siftheri), Atmaca ile Bıldırcın (Orthiçhi) yakalamayla bu avcılık son bulur.

Çekirge ve böcekleri yiyerek beslenen Ciceğeni/Gaço (Çekirge kuşu) Atmacayı aldatıp yakalamak için çok elverişli bir kuştur. Çünkü; alıştırıldığında oturmakta olduğu değnekten kolay kolay uçmayan, uçunca da, ayağına bağlı olan ipin menzili kadar (4050 cm) havaya doğru uçup tekrara değneğe konan ve asla değneği bırakmayan bir özelliğe sahip ender kuşlardandır.

Ciceğeni/Ğaço’yu yakalamak için iki yöntem kullanılmaktadır. Biri eski tip bir tuzak olan “Kandara” yöntemidir, günümüzde artık pek kullanılmamaktadır. İki çatal ağaç arasına konan bir çubuğun üzerine at kuyruğundan koparılan kıllardan yapılan ilmekler dizilir, kuşun oturup ta uzanamayacağı bir yüksekliğe, iki çatal dal arasına gerilen bir ipe de “Mkoli” (Çekirge) Asılarak kuşun çekirgeyi görebileceği bir yere konur. Çekirgeyi yemek için gelen kuş ilmeklerin olduğu çubuğa ayak basmak zorunda olduğundan hareket ettikçe ilmeklerden biri ayaklarına dolanır ve yakalanır.

İkinci yöntemde çeşitli düzenekleri olan kafesler yapılmaktadır. Burada da “Gvapa” (Danaburnu) yem olarak kullanılır ve kuş yakalanır. Bu yakalanan kuşlarda aranılan özellikler mevcut ise eğitilmeye başlanır. Göğsü beyaz, arkası kırmızı, gagası siyah olan büyük kuşlar tercih edilmektedir. Bunlara bir hafta kadar çubuğa konma ve yem yeme eğitimi verildikten sonra korunaklı bir yere oturtulur. Kuşlar üç hafta kadar sonra gözleri meşin bir kapakla kapatılarak atmaca tutmaya hazır hale getirilir.
Meşin kapakla kapatmanın sebebi atmacayı görüp korkmaması içindir. Meşin kapağın alt tarafı, yem yemesi ve uçtuktan sonra çubuğu görebilmesi için açık bırakılır.
Kuşları hazır hale gelmiş olan insanlar Ağustos ayının on beşinden sonra artık başka bir serüvene, Atmaca tutmak için atmacanın göç yolu olan dağlara kamp kurarlar. Çeşitli dönemlerde yapılan gözetleme lerden sonra tespit edilmiş olan yerlerde atmacayı yakalamada kullanılan “Tenta” denen, ortama uygun çalı çırpıdan yapılan kulübeler yaparlar.

Tenta atmacanın gelişini görecek şekilde dizayn edilir. Önüne “Neferi” veya “KaliSindomi” denen ağlar gerilir. Atmaca karşı tepeden gelmeye başlayınca avcı Tenta içindeki pozisyonunu alır, siperin arkasına gizlenerek kuşu ağın önünde uçurur. Buna kuş oynatma denir. Atmaca gelinceye kadar kuş oynatmaya devam edilir. Atmaca bir iki km den bu kuşu görebilir ve eğer aç ise kuşa doğru gelmeye başlar. Buna “Oxuntsu” (Süzülme) denir . Tabiatta atmacalar genellikle kuşları daldan uçurduktan sonra tutarlar. Bu nedenle Atmaca bir iki metreye yakına gelince avcı kuşu kaçıyormuş gibi çeker. Bu zamanlamayı ayarlamak ustalık ister. Bu da tecrübeyle sağlanır. Geç kalınırsa atmacanın kuşu yaralama ihtimali vardır, erken kuş çekilir ise, çok zeki bir kuş olan atmacalar hemen tuzağı anlarlar ve havaya doğru bir kavis çizerek uzaklaşırlar buna da “Esthu” denir.

Bu aşamaların başarıyla yerine getirilmesinden sonra Atmaca hızlı bir şekilde Tutulan atmacalar, kafası ve kuyruğu dışarıda kalacak şekilde bir mendille bağlanır. Daha sonra ayaklarına meşinden yapılan “Çhakşiri” ve uçma esnasında belinin zedelenmemesi için bel bağı bağlanır. Acemi Atmacalar önce kola oturtma ve yem yemeye alıştırılır. Yem yemeye alıştırılan atmacalar kola oturtularak göğüs ve sırt tüyleri okşanır. Buna “Oxomçhu” (Ehlileştirme) denir. Atmacalar genellikle pişmiş yumurta ve tuzsuz etle beslenir . Kola oturtma ve insana alıştırma safhasından sonra bıldırcın avlama zamanı gelmiştir. Atmaca, yapılacak olan av için bir gece önceden aç bırakılır. Ertesi gün sabah erken saatlerde av yerine intikal edilir. Av köpeklerinin uçurdukları bıldırcınların arkasından avuç içinde tutulmakta olan atmaca salınır. Atmaca bıldırcını yakalar ve yere oturur, avcıda gider itinalı bir şekilde bıldırcını Atmacanın pençelerinden alır. Doğadaki hayvan ilişkilerini ve içgüdülerini kendi çıkarları için kullanan yöre insanı, ne zaman başladığı bilinmeyen bu ata sporunu yapmaktan büyük bir keyif duyar.

Atmacanın vücudunu örten tüylerin rengine ve bilhassa göğsündeki yazılara göre çeşitli adlar verilir ve bu yazılar aynı zamanda Atmacaların değerini de belirler.
Tüylerinin rengi ve şekillerine göre Atmacalar üç ana gruba ayrılır.

Karalar, Kızıllar ve Sarılar

a) Karalar:
Bu tür doğada mevcut olan atmacaların % 45-50 sini oluşturur. Amaca uygun olanı kıymetli ise de huysuz ve avına gitmeyenine de sıkça rastlanılmaktadır.

Kara, Karanın ufağı, Karanın büyüğü, Kara kızıl, Mçhita kara, Boz kara, Açık kara, Kel boz kara Beyaz Karanın büyüğü, Kara kızıl, Mçhita kara, Boz kara, Açık kara, Kel boz kara Beyaz açık kara, Karanın ispiri diye çeşitleri vardır.

b) Kızıllar:
Doğada mevcut atmacaların %3540 ını oluşturur. İyi avcı oldukları bilinmektedir. Kızıl, Kızılın ufağı, Kızılın büyüğü, Boz kızıl, Çam kızıl, Mçhita kızıl, Kçe kızıl, Yanmış çam kızıl, Uça çam kızıl, Beyaz çam kızıl, Beyaz boz kızıl, Xasi mçhita kızıl, Yanmış çam kızılı, Kızıl ispiri diye çeşitleri vardır.

c) Sarılar:
Doğadaki atmacaların % 10-20 sini oluştururlar.
Atmacaların en asil olanları bu türdendir. Avcılar arasında Sarı ve İspiri Atmacaların piri olarak kabul edilmektedir. Sarı, Sarının ufağı, Sarının büyüğü, İpek sarı, Sarı çam kızıl, sarı boz kızıl, Açık sarı, Yanmış sarı, Beyaz açık sarı, Sarı ispiri diye çeşitleri vardır.

Ağustos ayı geldiğinde yeni Atmaca sezonunun açılmasıyla bölge insanında büyük bir hareketlenme ve coşku yaşanmaktadır. Tabiri caiz ise insanlar atmaca ile yatar atmaca ile kalkar. Günler hep Atmaca düşünülerek, atmaca konuşularak geçer. Atmaca ile ilgili eski ve yeni ne varsa tekrar tekrar anlatılır.

Fıkraların çoğu atmacayla ilgilidir.

Adamın biri atmacayı bıldırcına salmış; Atmaca bıldırcını kaptığı gibi Rus hududundan karşıya geçmiş. Avcı da bir yolunu bulup atmacasını almak için karşıya geçiyor. Hudut muhafızları bunca tedbirler alınmasına rağmen hududu geçebilen Bu atmacacıya hayret ederek,
” – Rus hududunun nereden başladığını bilmiyormusun? Bizim tarafımıza niçin geçtin?”
Adam:
” – Atmaca zamanında Lazın hududu olmaz ne saçmalıyorsunuz
(Siftheri ora ma huduthi-muduthi vamişkhun thkva muncağumti).” diye cevap vermiş.

Bu kadar sevilen bir kuşun en güzellerinin neslinin tükenmesine gönlümüz razı değil ise Ağustos ayında tutulan atmacaları lütfen sezon sonunda tekrar doğaya bırakarak daha güzel yavrular yapmasına fırsat verelim. Bu şekilde iki amaç yerine getirilmiş olur.

Atmacaları seviyorsak ölümlerine sebebiyet verecek her türlü hareketten kaçınalım. Yoksa bir gün bunlarında nesli tükenir. Torunlarımıza anlatacak ancak hikayeleri kalır.

Yazar : Yönetici | Tarih : 23 March 2010 | Rize | Yorum Yok
Tags: , ,

insan yapimi en buyuk web dizininin gelisimine yardim edin.
Site Ekle - Acik Dizin Projesi - Dmoz A Editor ol
Personal
tandblekning Bilgisayar Siteleri